Gidemem! Gittiğim heryerdesin ki...Kelimelere değil gözlerine yükledim ben anlamı...Ağırlaştı göz kepenklerin, yumuk yumuk oldu gözlerin...Tüm terkedilişlerimi apar topar ceplerime sıkıştırdım görmeyesin diye.... Aşkınla takas edecek neyim kaldı kendimden başka? Bilemedim.Aşkım cesaret,aşkın esaret....Aşkım bittiği gün ahiret...İster vezir et ister rezil...Rezil bi vezir olsam ne çıkar? Kral çıplak diye bağıran çocuğum ben... Annesinin göğsünden hayatı emdiği gibi yalın ve tertemiz.Çünkü öyle diyor Emrah Serbes bi yazısında; Ancak 8 yaşında hem sahtekar hem de fedakar olabilirsiniz...En az fedakar olduğum kadar sahtekar olmalıyım karşında... Gerçek sevgimi gösterirsem ürkütürüm seni diye; ölümüne sahtekar... Sen benim yumuk gözlüm ol ben de senin sahtekar sevgilin... Sana söz sadece sevgimde sahtekar..Ama olabildiğine sahici..."
5 Mayıs 2013 Pazar
Sahtekar Sevgili
Gidemem! Gittiğim heryerdesin ki...Kelimelere değil gözlerine yükledim ben anlamı...Ağırlaştı göz kepenklerin, yumuk yumuk oldu gözlerin...Tüm terkedilişlerimi apar topar ceplerime sıkıştırdım görmeyesin diye.... Aşkınla takas edecek neyim kaldı kendimden başka? Bilemedim.Aşkım cesaret,aşkın esaret....Aşkım bittiği gün ahiret...İster vezir et ister rezil...Rezil bi vezir olsam ne çıkar? Kral çıplak diye bağıran çocuğum ben... Annesinin göğsünden hayatı emdiği gibi yalın ve tertemiz.Çünkü öyle diyor Emrah Serbes bi yazısında; Ancak 8 yaşında hem sahtekar hem de fedakar olabilirsiniz...En az fedakar olduğum kadar sahtekar olmalıyım karşında... Gerçek sevgimi gösterirsem ürkütürüm seni diye; ölümüne sahtekar... Sen benim yumuk gözlüm ol ben de senin sahtekar sevgilin... Sana söz sadece sevgimde sahtekar..Ama olabildiğine sahici..."
10 Mart 2013 Pazar
Dilimin Ucunda
Duygular değişir,insanlar değişir hatta tarihler de değişir
ama değişmeyen şeyler de vardır;Aşkın kendisi gibi.Bunca zaman dağıttığımız hallerimize inat toplamaya çalışırız ama kendimizi değil.Yavaş yavaş alışkanlıklarımıza bulaşır, yataklar toplanır,kırışıklıkları giderilmeye çalışılır yanlız yatılmış yatağın.Olur da misafiri olur diye belki.Ama yüzümüzde kalan izlere ne yapsak olmaz.Sadece derinleşir gün geçtikçe...
Kangrunun kesesi misali yaşanmışlıkların konduğu bir kesedir kırışıklıklar.Kaç çocuğum oldu bilmiyorum.Daha dün birini farkettim dudağımın kenarında gülümserken.Hani çok yakışırdı ya bana;öylece,incecik,zarif ve belli belirsiz varlığıyla omuzumdaki çiçeği titretti..
Dedim ya duygular değişir,insanlar değişir ve hatta tarihler değişir diye.Mevsimlerde değişti.O çok sevdiğim erikleri tuza bandırıp yiyemiyorum şimdilerde.İçliğimiz değişti dile kolay,heleki o tuz nasılda yakardı dilimi.Ama en çok gözünün içine bakınca yanardı dilim; çıkmayan sözcükler yüzünden.Dile kolay gelmezdi ama dillendiremedim ki.Dillendirmekten çok dilinin ucunda ama hatırlayamadığın şarkılar gibi.Bi kelime hatırlasan tüm şarkı dökülecek dudaklarından.İşte tam da şu anda sensiz olmazdı da oluyor işte.Yine kendi kendime sormadan duramadım bende.Bilerek unutmayı tercih ediyor içliğim-hiçliğim.Yokluğun gelmiş, hoş gelmiş ama bu gece söyletmeyeceğim o şarkıyı,olmadığın her günde yenilerini bestelemişken.Gelmiceksin bu gece dilimin ucuna.Hatırlayamadığım için gecenin 2 sinde aramayacağım dostlarımı bu şarkı nasıldı diye.Yada bu söylediklerimle kendim dalga geçerek geceye küçük düşüreceğim beni.Olsun varsın be aranacak hep dostlarım var dilimin ucuna gelmeyen şarkılarımı bana hatırlatacak hatta benimle söyleyecek hala var birileri.Ama yine kendime acıyarak kapatıcam iyi dilekler dileyerek dostuma,dostlarıma hatta canımı yakan sana...
Acılar da değişir herşey gibi.Acıtan da değişir.Bu unutmaların bir anlamı olmalıydı ama sen oldukça anlamsızlaşıyordu herşey,yokluğun oldukça.Ben değiştim, sen değiştin, zaman değişti, içimiz dışımız değişti.Bir dilimizin ucunda kalanlar kaldı, gerisi gitti bitti.Sen gittin..
Kan Lekesi
Kitlendim ve anahtarları koyduğun yeri bulamıyorum.Sana sesleneyim dedim, ses edemedim;söz bitti...Arandım, onu da bulamadım.Meğer gözbebeklerime saklanmış, iki damla söz akıttım sana yanaklarımdan,duymadın.
Nerede bu kahrolası anahtarlar?Aslında hiç almadığımı bildiğin halde hep beni suçladın.Sen nereye koyduğunu unutmuştun sevgili.Zamansız gidişlerimi döndürmek için kendine oynadığın hatta oynadığımız bir oyundu bu.Hep suçladın beni sevgili;içinde kilitleyip bıraktığın için beni.Zorlasam da açılmayacak kilittler vurdun dilime,bedenime.
Yoruldum... Oturup dinlenmeliyim şu kanepede.Aşkımız kadar kırmızı,tenin kadar kadife kanepede.Kızma yine, yastığın altına sakladım çoraplarımı, parmağım kesilmişti. Kanım bulaşmış olabilir, kızma sevgili leke kalmıştı sildim ama geçmedi.Neden geçmiyorki bir şeyleri silince?Ben dokunamazdım,sevmezdim o kanepeyi.Kadifeye dokunamazdım ya içim ürperirdi.Tamam kızma sen.Yine oyun oynayalım, birbirimize dokunalım...
Sende yoruldun biliyorum.Anahtarları ver hadi çözülsün kilitlerim.İki damla daha sözüm vardı sana, onu da akıtmadım mı?Silme artık sözlerimi,bak sildikçe geçmiyor kan lekesi gibi...
Yoruyorsun.Yoruluyorum seninle.Oyun bozan oluveriyorum, yine suçluyorsun işte.Ne yapsam nafile geçmeyecek o leke....
Gel yanıma sen de dinlen teninden kanepede.Siktir et lekeyi,minderle örtersin görmez kimse.Belki ileride doğacak oğlunun oyuncak arabası yada kızının bebeği kaçacak o kadife kanepenin arasına ve sen onu çıkartırken göreceksin o kan lekesini.Aklına gelicem ve oturacak dudaklarına o çok sevdiğim tebessümün.Beni kırık dökük bıraktığın anlar aklına gelicek belkide.Sonra o oyuncak bebekte oynadığımız oyunlarda hangimiz bebektik diyeceksin kendi kendine ve kırmızılar olmayacak yüzünde.Belki biraz allanıp sonra mora çalacak donup kalacaksın öylece.Yine de dudaklarına asacağın o tebessüm hatrına gitmeliyim şimdi...
Bu sefer suçlayamayacaksın beni artık biliyorsun anahtarları bana hiç vermediğini.Sevgili, sen o lekeye hapsettin bizi...
1 Mart 2013 Cuma
30 küsür yaşındayım yahu...
30 undan sonra hayat başka akar derlerdi ben 20 lerimdeyken. Ne değişebilir ki bu kadar 30 undan sonra?Abartıyorlar,klişe klişe laflar ediyorlar derdim hep… Yirmilerin sonuna ylaştıkça tuhaf bir sıkıntıyla sevişmiş heyecan kapladı içimi. Sonrası hem sancı hem de doğum…Erkeklerin adam kadınların kadın olduğu yaşlar bu yaşlar.Kırışıklıkların süslediği oturmuş yüz hatları, artan farkındalıklar ve yer değiştiren öncelikler…Artık eskisi kadar kolay kilo verilmez 30 dan sonra ya da eskiden sabaha kadar içtiğin ve kulaklarını patlatacak kadar yüksek sesle canlı müzik yapan mekanlara gidemez olursun… Amerika ile saat dilimi farkından dolayı sabahın körüne kadar izlediğin Oscar törenlerini ertesi gün internetten bakınırsın;çünkü artık sabah erkenden kalkıp gitmek zorunda olduğun bir işin vardır. Abuk sabuk şeylere para harcarken daha dikkat edersin artık,çünkü yıllarca senin cebine para koyan babanın mezarını ziyarete giderken mezara koymak için çiçek alacak paran olsun istersin cebinde. Daha önce hiç giymeyeceğin halde aldığın tişörtlerin parasını artık kırlaşmış saçlarını gizlemek için saç boyasına verirsin. Öncelikler gider,incelikler gelir… İncelikler gider,umursamazlık oturur bi köşeye. bu yaşıma geldim elimde avucumda neler var? lar başlar…
Eskiden zeytinyağıyla yapıldığı için yemediğin yemeklere inat, en hakikisini ararsın marketlerde zeytinyağının;salatana bol bol koyabilmek için. Rakının sohbetsiz boğazından yağ gibi akmadığını anlarsın ve şükredersin etrafında biriktirdiğin dostlarına… Şükretme yıllarıdır 30 lar… demlendikçe farketme,farkettikçe şükretme yılları…Rakıya şükredersin,balkondaki saksıdan yayılan fesleğen kokusuna şükredersin,kulaklarını çınlatan,gözünden yaş akıtan kahkahalara şükredersin..En çok da yeni doğan güne…
Dilin değişir,tadın değişir,bakışın,duruşun değişir 30 dan sonra. Herkesin Cennette olacağı yaşlardasın artık;yüz hatların oturmuş aynadaki gerçek senle. Senden 15-20 yaş küçüklerin dilini anlamakta zorlanırsın,kullandığın kelimeler değişir. Kelimelerden çok bakışlara dayarsın sırtını. Her sorunun cevabı için aynı cümleyi kullanırsın çoğu zaman; "Kıskanmıyor musun onu?" diye sorarlar sen de "Artık 30 küsür yaşına geldim yahu" dersin. "Bu renk sana çok yakışır neden almıyorsun?" derler sen yine "30 küsür yaşına geldim yahu" dersin. "Ya AŞK?" dediklerinde bile sanki artık daha sert ve kalın bir kabuğum var dercesine tekrarlarsın aynı cevabı: 30 KÜSÜR YAŞINA GELDİM YAHU… Dedim ya sancılı bi dönem diye; ama yeni bi adamın,yeni bi kadının doğum sancısı bu… Ne getirir ne götürür bunun hesabını yapmadan senin SEN olduğun yıllar. Olsun varsın zor kilo verilsin, olsun varsın dakikalarca bak aynada gördüğün kırışıklıklara… Nasıl olsa gün gelecek o kilolara da o kırışıklıklara da şükredeceksin rakıdan peltek peltek kurduğun cümlelerle. O yüzden tazeleyelim rakı kadehlerimizi de güzelleşelim bu gece de...
MART 2013
7 Eylül 2012 Cuma
Kuralsızlık tek kural!
Çocukken de anlamazdım hala daha anlamam;neden susmak zorunda olduğumuz yerde sustuğumuzu. Ben o susulması yerde susamayan ve devamlı eti çimdirilen, tembih üstüne tembih yiyen çocuktum. İlk başta "patavatsız bu çocuk" dediler sonra yerini "Delidir ne yapsa yeridir" aldı. Aslında bu delidir'in verdiği sınırsız özgürlük dozunda ve bıktırmadan kullanıldığında güzel ama bir süre sonra ailemi ve yakınlarımı zor duruma düşürebiliyor. Oysa yemediği halt kalmayıp iffet meraklılığına soyunanlar, günahlardan günah beğenip ramazanda yüzyıllık dindar kesilenler, herkesi içinden eleştirip sahte gülümsemeyle etrafı pohpohlayıcılarla başka nasıl konuşulur bilmiyorum. fikrimi açıkça söylüyorum ben ve rahatlıyorum, gerisini o düşünsün. Rahatsız olup gardını alan da buna alışıp ona göre davranan da oluyor. Ama yeni bir yöntem geliştirdim; konuşup karşımdakini gerçekle yüzleştirmek yerine kocaman bir gülümseme savuruyorum gözlerinin içine. Gülümsemem konuşuyor zaten; anlatmaya devam et ama ben bunun böyle olmadığını biliyorum diyor...
Delilik demişken benden daha "deli" lerde var hayatta. Benim üst modellerim yani. Hele bir arkadaşım var ki sormayın. Cinsiyetsiz ve Yaşsız olduğuna inanıyorum onun. Bir erkek yada bir kadın gibi düşünebilir yada her yaşta olabilir o. Sakladığı sihirli bir değneği olduğunu düşünüyorum onun. Kendi Cumhuriyeti'ni çoktan kurmuş ve isteyen o Cumhuriyete dahil olabiliyor. Yadırgayan yada istemeyen zaten umurunda değil. Dünyanın en ciddi konusunu tartışabilirsiniz onunla ama dikkat edin bir anda makara yapma virtiözüne de dönüşebilir. Onunla sohbet ederken geçen gün,dert yandı bana. Ailesinden uzak ve tek başına yaşayan yaşsız arkadaşım bayram tatilleri gibi dönemlerde ailesinin yanına geldiğinde çok zorlanıyormuş. Kuralları bilmediğim bir oyunun içinde buluyorum kendimi ve oynayamıyorum diyor. Ne güzel de özetledi durumu; kuralları belirlenmiş oyunlar var etrafımızda. Komşuyla sohbet kuralları,bayramlaşma kuralları, beraber yemek yeme kuralları, kuralları da kuralları. Oyun dışı kalabiliyorsun bazen. Ama yine de özeniyorum bu yaşsız arkadaşıma. Kendi Cumhuriyeti'nde kendi kurallarıyla oynuyor. Aslında tek kural var o da kuralsızlık. İçinden geldiği gibi ve istediğin gibi. Keşke hepimiz bunu başarabilsek. Şimdi salona geçip bilmiş bilmiş konuşan komşumuza kocaman bir gülümseme fırlatmam gerekiyor. Etrafımdaki oscarlık oyunculara sevgilerimle...
16 Ağustos 2012 Perşembe
DÜŞLERİM ANILARIMA TUTSAK BURADA
Bir düş kuruyorum şimdi ve sende baş kahramanısın düşümün... Yemek yiyiyoruz salondaki cam masada,sen her zaman ki gibi baş köşede... Annemin yaptığı "Fasulye" ye "Fasulya" demen komiğime gidiyor ama kızmayasın diye sana çaktırmadan bıyık altından gülüyorum. Hafifçe kulağımı yokluyorum belli etmeden. Eğer küpelerimi çıkarmayı unutmuşsam kavga ederiz diye korkuyorum. O sırada sen kumandayı alıp benim sevdiğim müzik kanalını açıyorsun ve anneme dönüp: "Bu çocuğa ekmek verme su verme ama müziksiz bırakma,müzik olmazsa yaşayamaz bu oğlan" diyorsun. Hafifçe gülüyorum; oğlunu tanıyan ve oğlu için jestler yapan baba olduğunu görmem hoşuma gidiyor, seviniyorum...
Ablamlar hemen kıskanmış gibi yapıyor bu anlaşmalı oyunda. Sende "Olur mu kızım hepinizin yeri başka" nidaları çekiyorsun tebessümle.Sonra bana dönüp göz kırpıyorsun.Evimizin kadınları sofrayı toplarak mutfağa kaçtıklarında bana sesleniyorsun nüfus cüzdanıma inat bana kendin koyduğun lakapla;
"Mike, sen ne zaman dönüyorsun İstanbul'a?"
Seninle daha çok vakit geçirebilmek için istifa ettiğimi söyleyemiyorum, yıllık izindeyim diyorum. İnanmış gibi yapıyorsun ama inanmadığını ikimizde biliyoruz. Sonrasında gizli gizli anneme soruyorsun bu oğlan işten mi çıkarıldı? diye. Herkes seni üzmemeye yeminli,bir sen bilmiyorsun...
Günler birbirini kovalıyor ve sen daha kötüleşiyorsun. Bize veda etmeye niyetlisin,biz de bırakmamaya. Sen kazanıyorsun ve sessiz sedasız gidiyorsun bizden. O an bir yaş perisi giriyor odaya ve dokunuyor değneğiyle omzuma. Birden 10 yıl yaşlanıyorum, 41 yaşında babası için ağlayan bir adama dönüşüyorum. Aradan bir yıl geçiyor ve ben 42 yaşında bu satırları yazıyorum. Ama bir dakika bu düş değil miydi? Benim düşümde Baba2m gitmeyecekti...Bu düş olmaktan çıkıp bir anı oldu artık Baba... Görüyor musun buralar çekilir dert değil; Düşler bile anılara tutsak burda. Sen rahat uyu, nasılsa bir şekilde dönüyor kavanoz dipli Dünya...
29 Haziran 2012 Cuma
Şizofreni
- Abi bu şarkının düzenlemesini Ozan Çolakoğlu mu yapmış Ozan Doğulu mu?
- Ozan Doğulu abi…
- Peki Kıvanç Tatlıtuğ Kuzey mi Güney mi?
- Ya onu izlemiyorum ben ama sanırım Güney…
- İzlemiyorsan nasıl sanıyorsun abi?
- Ya ama görmeden Tanrı’ya inanıyorsun değil mi?
- O başka oğlum,ne demiştik din,politika konuşmayacaktık.
- Abi eşitsizliği de mi konuşamıyacağız? Ya 13 yaşında tecavüz edilen N.Ç.?
- Bırak N.Ç yi de sen Behzat Ç yi izliyor musun?
- A bak onu izliyorum,bir de Haberler i…Suriye uçağımızı düşürmüş izledim akşam.
- Lost dizisinde de uçak düşüyordu değil mi?
- Aynen abi,ama büyük hayalkırıklığı yaşattı dizinin sonu;herkes Araftaymış…
- Hepimiz Araf’tayız oğlum…
- Abi naaptın sen? Böyle insan yüzüne dan diye söylenir mi?
- Bizim oralarda göte göt denir Hakim Bey dememiş miydi Can Baba?
- Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım da dedi abi…
- Oğlum Şizofren misin sen ne biçim konuşuyorsun?
- Yok abi ben değil de sen şizofrenmişsin,hatta beni de sen yaratmışsın öyle dediler.
- Ne yani sen yok musun aslında? Bunların hepsini ben mi uyduruyorum?
- Yok abi uydurmuyorsun da… Bak ne diyeceğim; bu ayna yaşlı mı gösteriyor bizi yoksa yaşlandık mı ha?
- Işıktan galiba yoksa iyiyiz be…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
